Ana içeriğe atla

Kayıtlar

#şiir etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

YEDİ GÜZEL ADAMA YEDİ KIRMIZI KARANFİL- Muhammet Baran ASLAN(Baranî)

YEDİ GÜZEL ADAMA YEDİ KIRMIZI KARANFİL Hepiniz yedi kere güzelsiniz. Hepiniz dilimizde bir kuş... Uçup gittiniz Hüdhüd misali. Yedi tohum ektiniz yarınlara. Ve sardınız yaralarımızı  Ümit yüklü pamuklara. "Sizler birer devdiniz." Büktünüz zamanın zulmünü, Kılıçlaşan kalemlerle! İdam sehpalarından arta kalan günlerde Yedi karanfil verdi, hayatın yedi rengi. Yeşilin her tonunu gördük  Ve haykırdık hüznün her makamında  Başharfleri "ACZ" tutan bir adamın kabrinde, Birden bire yahut                              bile bile! Sizler... Sizler bir gülüştünüz, Yetim kalmış bir neslin suretinde. Köksüz kalmış bir halkın dualarıyla Erittiniz kendinizi, iman dolu satırlarda. Bakarak ufka Ufak adımlar attınız, izleri heybetli... Karartırken sirenler gökleri, Gözleri fellik fellik yepyeni  Bir şeyler arayan bir asrın Yedi kat kirli sokaklarında, Sizler yedi kere temizdiniz! Yedi kere güzel... ...

GÖRÜ KANDİLLERİ- İsmet Çağrı KIZILAĞIL

GÖRÜ KANDİLLERİ Benim Adına türlü şiirler yazdığım ayna, Bana söyleyemez içimdeki sakladığım meşhur yangını. Açtığım odalarda, gösterdiğim loş ışıklar, Sebepsiz bir sonuç beklememeli ışıklar. Sebepsiz ışık patlar, sonucunda söner. Geriye ampul parlaklıklarından, kandiller kalır. Kandiller, küçük cisimlerin can yoldaşıdır. Karanlık ve zifiri bir ateş oda etrafında... Odalar içinde gizi süsleyen aynalar. Aynalar bana söyleyin  kaç dakikanız var? Vakitten bir gelinlik, damata teslim... Damatın papyonu kredilere... Ve kimilerinin "evlilik" dediği saadet banka sözlüklerine... Ayna kararır banka duraklarında. Camları susar, saydamlığı daralır masum aynaların. Aynalar, en dolu babanın susuz haykırışlarına şahittir. Ya gözgü; Mutluluk, bir umudun içindeki kelepçeye teslim. Umut, günün sonunda sözleri yutan aynalara... Aynalar, en dolu babaların haykırışına... Ve babalar, Bitmeyen ışıklara...                         ...

ÖLÜYE- Muhsin Ertuğrul ÖZER

    ÖLÜYE   O gün mezarlıktan ellerim boş döndüm. Bir selamını alamadım topraktan.  Neden ölüye dua etmek hoş gelir?  Ömründe değil de  Ölümünde kenetlenir insan.  En son yamadığın pantolonum, Su geçirmeye başladı galiba.  Akan yağmurlar mı deldi ipliği,  Yoksa cemaatsiz secdelerim mi?  Yüzümden akan günahlar, Benim şaheserim mi?                                       Muhsin Ertuğrul ÖZER 

O BELDE- Muhammet Baran ASLAN (Baranî)

 O BELDE "O belde", bu beldedir Diye aradım durdum. - Belki de bu yerdedir, İçimi yiyen kurdum. - Sanmayın beni veli; Ne âşık ne maşuktum. Ne sazım var ne sözüm. Şöyle deli bir kulum. Hani demiş ya şair; "İşte virane yurdum." Ben de işte öylece Viraneydim, mahpusdum. Zahir bir asır oldu. Ne aradım, ne buldum! İblis gemi kavradı. Nefse uydukça, uydum. Şimdi bir kor alevim. Evvelden dingin suydum. Çoraklaştım iyice, Kurudukça kurudum. Gelenler gitti bir bir... Candan çıkmamış huydum. Şimdi sorun hele bir Ne oldum, ne ummuştum?! Karun sandılardı ya Ne paraydım ne puldum. Kaç gece aç açıkta Topraklar yedim doydum! Çalmadı kimse kapım Sanki yoktum, yokluktum. Ne kimseye yoldaştım. Ne de birine yoldum. Belki bir efsaneye, bir hayale tutuldum. Sırtımdan vurdular da ne öldüm, ne kurtuldum. Oysa yeni bir candım, filiz vermeden soldum. Yıllar yılı direndim. Büyümedim, hep toydum! Gayrı bitti davam bak; Koynuna aldı toprak.....

SEN DE DÖNERSİN BELKİ BİR GÜN YÜZÜNÜ-Muhammet Baran ASLAN(Baranî)

SEN DE DÖNERSİN BELKİ BİRGÜN YÜZÜNÜ Ölmek için çok yorgunum. Yaşamak için daha çok... Melankolik bir asfalt kusmuğu asır. Ve ben bu asrın sancısı... Kim doğurdu kaygılarımı? Bilmeden arşınladığım sokaklar, Yüzüme vurur bir tokat gibi Hakikat çekideklerini. Gördüm ki... Gördüm ki, ruhumun aynasında fokurduyor aksin. Ne kadar da aksisin... Fakat aldırmayacaksın, ne de olsa Feza kokuları ve magma köpükleri arasında Sevmeyi sevmek Benimkisi. Senin için, sana inat! Bilirim sen satır görürsün, Ben kader! Yılkılar arasında koşturduğum günlerde kalma  Bayat hayat tadı damağımda... Kaldırım üstü kol kanat, İki büklümüm. Matemler erir gövdemde. Ne cemadat işitir ne hayvanat. Bilirim, sen Tek boyutlu hayatının cenderesinde Sürüklenmektesin. Sen de bil! Ben sızdığım zamanın şekline direniyorum! Ve akmamak için küfrediyor damarlarımdaki kan. Bre hey zalim, çek kelimelerini kınından! Vurmak istersen garibi gönlünden, An bu an! Ama bil ki ya biriz biz Ya bir eksik... Farkımı fark edeb...

AĞLADIM, AĞLIYORUM VE AĞLAYACAĞIM-Nihal DİLEKÇİ

Ağladım, Ağlıyorum ve Ağlayacağım Ağlıyorum. Gökyüzüne, yıldızlara, aya Ağlıyorum. Bu cahilliğe, bu saflığa Ağlıyorum. Sana, bana, tüm bu konuşabilen canavarlara... Ağladım, ağlıyorum ve ağlayacağım. Nedir bu kin, nedir bu öfke? "İnsan" dediğin inanmalı belki de bu evrenlere. Siyahın bin bir tonu olan bu iğrenç ruhlar için... Ağladım, ağlıyorum ve ağlayacağım. Dünya’nın sonu mu geliyor? Neden kimse ağlamıyor? Dibi görünen bu su neden artık kurak bir çöl, Sessizce ağlayan kırmızı bir göl? Parmaklar, kalem yerine mutluluk peşinde. Madem ağlamayı unuttuk, buna da gülelim. Ama şunu da biliyorum ki ben gülüyor bile olsam Ağladım, ağlıyorum ve ağlayacağım...                                                   Nihal DİLEKÇİ 

NEŞE- Fatma Betül AKMAZ

NEŞE Çok güzel bir çocuktun sen, Renkli kalemlerle Renksiz duvarları boyarken. Sıcak sütünü içen Güzel bir çocuktun. Bir olgunluk vardı üzerinde, Kimsede olmayan bir sahicilik. Bilmişlik denemez, lakin Hayatı bilenlerdendin. Sobanın yanında oturmuş Camdan dışarı bakarken Pişen kestanelerin kokusunu içine çeker, İçin neşeyle dolardı. Sonra büyüdün. Ve sen, Çok güzel bir çocuktun.                                       Fatma Betül AKMAZ

YÜKSELİŞ DİYARI- İsmet Çağrı KIZILAĞIL

YÜKSELİŞ DİYARI Gizlilik diyarında, oynanan oyun şemsiyeleri Yağmur yok, kabanlar yırtık parçalardan beri Damarlardan hissedilen kan ve kırmızı İlan edecek usta sahte baronların yasını Kahverengi alemlerde kahve içen bu ağız Bazen susmak, konuşmaktan ötedir Biz hep, hep ve hep bu çağdayız Âlem saatler ardında bir doğuşa gebedir Gözlüklerin camları kırık, edilmez hülasa Parça parça yapışkanla birleştirilen dergiler Bir kap içinde gram gram tasa Kaynatamaz gramı bir gün tencereler Köprüler iki yaka hikâyesinin birleştiricisi Darağaçlarında başkaldırıdan duyulan iplerin sesi Göz gözü görmez, devletler bugün yok konsensüste Bir yeniden doğuşa şahit, rahmet ağaçlarında Kalem hakkı anlatmadan kuru bir dal misali Mürekkepler ağlar mazlumların gözyaşlarında Yalnızlıklar çarşısında bir dost kumsalı Bir yükseliş, maneviyatın kaynağı bayramlarda İsmet Çağrı KIZILAĞIL

YOL- Abdulbaki ÇAKIR

YOL Uzun bir yolculuk var önümde Giden sonsuzluğa   Her şeyimi bırakıp gidiyorum Herkesimi bırakıp gidiyorum   Ne sen varsın ne hislerim, Baki kalacaklar belki burada  Ama benim olan benle kalmayacak   Uzun bir yol ahir bir zaman Fani bir ölüm ani bir gidiş   Fark etmeyeceğim bile belki Ama bileceğim gittiğimi   Giyeceğim beyaz kefeni Yatacağım o toprak köşkte  Tek ben kalacağım o koca mahzende   Ya bana dar gelecek orası Ya da döneceğim sağıma ve soluma   Uğrayacağım o son limana  İneceğim o gemiden Alnıma koyacağım toprağı Özleyemeyeceğim belki de eskideni Eskiden ben olduğum şeyleri  Ulaşacağım en sevgiliye, Olacağım olmadığım kadar yakın Kalacağım baş başa Sağım ve solumdakiyle   Hepimiz gireceğiz o mahzene Belki ben kalmayacağım baki Ama bıraktıklarım kalacak Hislerim ve benliğim kalacak Kendim olduğum her şey Ama ben kalmayacağım                       ...

KIZIL SEVDA- Abdulbaki ÇAKIR

KIZIL SEVDA Siyah sırma saçlarının vuslatına ermedikçe elim, Gün rengi yaprakların tenime değmesi neden? Senin revnaklı kalbini hissetmedikçe kalbim, Seni görünce pır pır atması neden? Güz mevsiminde o güzel bahçeleri seninle dolaşmadıkça, Gözlerim onları görse ne hacet? Nice güzel sözler işitsem de sana söylemesem. O bülbül gibi şakan dilim şarkı söylese neden? O güz bahçelerinde el ele dolaşmadıkça Kalbim sana yansa, gözüm onları neden? Ben yine ben olsam da Sen olmadıkça ben demenin manası ne? Sevgilim, her bahçede gezeriz. Senden güzelini bulamayacağını bilerek, Feleği uçtan uca dolaşsak yine ne? Ben seni bulamayacağımı bilerek çıkarım yola, O güzel güz bahçelerine yine de bana ne? Her seferinde seni görme bahanesiyle bakarım. Kasımpatılara, Güllere, Kamelyalara ama Ne Kasımpatı senin kadar renkli, Ne Gül senin kadar asil, Ne de Kamelya senin kadar zariftir. Biz bu mevsimde tanıştık seninle. Herkes sonbahar der ama sen ilk baharımsın. Ve sevgilim umarım ki İlk baharım o...

YEDİ GENÇ FİDAN- Büşranur AYDIN

YEDİ GENÇ FİDAN Yedi Güzel Adam Yedi genç fidan... O adamlar ki; Maraş yollarında, Edebiyat kollarında, kalem ile cenk etmiş. Yedi Güzel Adam, Yedi genç fidan… Her ne zaman bahsetse bir kişi , Buhûr kokusu sarar tütsüden zulmetî. O koku ne kokudur! Şiir gibi kokar, saf âşk gibi kokar! Menziller aşar insan aklın denizinde. Hele bir de sonbahar gelince…                                           Büşranur AYDIN

ŞİİRLER- Kerim PALA

İntihar-(1) O gün parmağına sardığın ip var ya, Şu an boynumda. İntihar kötü, biliyorum. Fakat başka çare kalmadı. O gün ipe dudağın değmişti, Şimdi boynumu öptüğünü hissediyorum. Dünya'ya bir kadının öpücüğüyle geldim, Bir kadının öpücüğüyle gidiyorum.          Oh-(2) Bir nefes kadar ıssız ve cılız odam… Güneşten yoksun ve havaya uzun süredir hasret, Bir “Oh” demek ne büyük nimet. Senin nefesin yüzümde hasret.   Ufak bir saksının içinde, Yapayalnız bir gül. Belki büyür, Kim bilir belki de ölür.   Ölüm, ölüm, ölüm Ne büyük nimet gülüm. Korkma yapraklarım solacak diye, Hem solunca saklamıyor mu insan gülü? Can ve sevgi yitirilince görüyorum gülü. Kim kuruttu onu? Ben mi yoksa ölüm mü?     Ölümlünün Ölümcül Bildirisi-(3) Ölümler biriktiriyorum sana… Bir damla yaş kalmasın diye gözlerine, Tuttum bu çeşmenin başını. Artık tüm ölümler benden sorumlu. Azrail ...

ÜÇ BEŞ DAMLA- Alihan GÖK

                           ÜÇ BEŞ DAMLA Hayatımın en geç baharıydı belki bu sonbahar. Düşen yaprak tanesinin pervasızca savruluşu gibi bir o tarafa bir bu tarafa… Kasım ayının, aşk ayı olması bundandır belki de. Soğuk bir havada sıcak bir ten arayışı, ya da sadece umudun turunculaşmış ve kurumuş bir yaprak gibi yok olması. Yağmurlar yağıyor bir çöl bedevisi gibi şaşkınlıkla izliyorum bazen. Bazen de üç beş damladan kaçıyorum. Doğru ya, bazen sadece kaçıyorum. Cebimde milattan kalma bir umut, Kafamda yünden bozma bir şapka, Gözümde uykunun mahmurluğu İzliyorum işte...   Alihan GÖK